Finansal Krizler Önlenebilir mi?

Finansal Krizler Önlenebilir mi?

Yazılarıma verdiğim uzun aradan sonra, özellikle ekonomik konjonktürü de dikkate alarak tamamıyla denetim konularından farklı bir alanda yazma düşüncesi içerisine girdim. Bu yazım ile finansal krizlere ilişkin düşüncelerimi özellikle krizlerin önlenebilmesi perspektifinde değerlendirmeye çalışacağım.

Hızlı bir giriş yapmak gerekirse; yazımıza başlık olan soruya cevap olması açısından teknik ve teorik olarak “Evet” finansal krizler önlenebilir, finansal krizleri erken uyarı sistemleri tahmin edebilir ve politika yapıcılar tarafından da önlenmesi adına gerekenler yapılabilir. Literatürde ve uygulamada birçok krizin gelmeden önce çeşitli sinyaller verdiği, söz konusu sinyallere verilen farklı tepkiler sonucunda da farklı sonuçlar ile karşılaşıldığı bilinmektedir.

Krizlerin gelmeden önce çeşitli sinyaller verdiği konusunu aklımızın bir köşesinde tutmakla beraber bu durumu şu şekilde de ifade etmekte fazlasıyla fayda olduğu inancındayım; “Kriz olduğu ya da kriz durumuna girildiği anlaşıldığında zaten kriz yaşanmaktadır, söz konusu durumun farkına varılıp önlendiği düşünüldüğünde de aslında kriz yaşanmamıştır.”

Açıklamanın yeterince karışık olduğunun farkındayım. Bu sebeple de müsaadenizle konuyu biraz irdelemek yerinde olacaktır.

Kriz kelimesi, fırsat ve tehdit kavramlarını bünyesinde barındırmakta ve gerçekten etkileri itibariyle bir taraf açısından büyük bir tehdit oluştururken diğer bir taraf açısından da değişik fırsat kapıları açmaktadır. Aslında krizler fiili durumda yaşanan aksaklıkların ilgili birimler tarafından önlenmemesi sonucunda ortaya çıkan zoraki düzeltmeler olarak da ifade edilmektedir.

Ülkeler, özellikle globalleşme dediğimiz unsurun da ortaya çıkması ile hızlanan serbestleşme hareketleri doğrultusunda, serbest ticaret, gümrük engellerinin ortadan kalkması, faktör dolaşımlarının serbestleşmesi ve finansal piyasaların daha serbest hale getirilmesi gibi daha çok batı ekonomilerinin benimsemiş olduğu girişimlerde bulunmuş, söz konusu serbestleşme hareketleri beraberinde krizleri ortaya çıkarmıştır.

Finansal kriz; “bir ülke ekonomisinin makroekonomik dengelerinde ortaya çıkan, önceden bilinemeyen ve öngörülemeyen bazı gelişmelerin sonucunda, makro düzeyde ülkenin tümünü, mikro düzeyde firmaları ve bireyleri etkileyen, bulaşıcı ve yaygınlaşıcı etkisi de bulunan şoklardır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Olumsuz gelişmelerden etkilenerek sermayenin aniden kaçışı ile başlayan bu krizler, ulusal paranın değer kaybetmesi, bilânçoların kötüleşmesi, güvensizliğin yaygınlaşması ve üretimin finanse edilememesi olgularıyla sonuçlanmış ve küreselleşmenin etkisiyle krizin yaşandığı ülkelerle sınırlı kalmayıp diğer ülkeleri de doğrudan ya da dolaylı yollardan etkilemiş; bu ülkelerde azalan yatırım ve istihdam, ticaret hacminin daralması gibi önemli ekonomik, sosyal, siyasi sonuçlar doğurmuştur.

Finansal krizlere yol açan faktörlerden bahsetmek gerekirse;

- Ekonomilerin Dışa Açılması ve Hızlı Büyüme
- Zayıf Bankacılık Sistemleri
- Döviz Kuru ve Cari Açık Dengesizlikleri
- Global Koşullar, Bol Likidite ve Sorunlu Siyasal Yapı
- Faiz Oranlarının Artması
- Belirsizliklerin Artması ve Bilançoların Kötüleşmesi
gibi faktörlerin yanında;

Özellikle finansal sistemlerini serbestleştirmiş,
Yabancı sermaye girişinin sağlıklı, uzun vadeli ve ülke çıkarlarına uygun şekilde gelmesi için gerekli kalkan ve düzenlemeleri inşa edememiş,
Para politikalarını gevşetmeleri nedeniyle likidite kapılarını ardına kadar açmış ve kaynaklarını gelişmekte olan diğer ülkelere akıtmış,
Beklentilere dayalı bir hareket tarzı benimsemiş, proaktif davranamayan,
özelliklere sahip ülkelerin krizlere açık kapı bıraktığı bilinmektedir.

Konuyu biraz irdeleyip finansal krizin ne olduğu, ne şekilde gerçekleştiği, nasıl bir zeminin buna müsaade ettiği netleştirildikten sonra tekrar sorumuza dönersek, finansal kriz olgusunun önlenebilmesi ve hatta finansal kriz durumunun yaşanmaması adına Uluslararası örgütlerle (IMF, Dünya Bankası vb.), ülkeler çok farklı çalışmalarda bulunmakta, hemen hemen tüm ülkelerin dahil olduğu Merkez Bankacılığı sistemleri de bu doğrultuda desteklenmekte ve kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır. Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere her türlü kaynak transferi sağlanırken, gelişmiş ülkelerden diğer tarafa doğru da yardım ve destek adı altında her türlü geri besleme yapılmaktadır. Aslında gelişmiş ülkeler diğerlerine balık tutmayı öğretmektense sürekli balık vererek sistemin sürekliliğini de sağlamaktadır.

Dünya kaynakları, kaynakların yetersizliği ve/veya yeterliliği tartışmaları bir yana bırakıldığında aslında krizlere neden olan unsurun sistemin kendi doğasından kaynaklandığı herkes tarafından fazlasıyla bilinmektedir. Sadece bilinen gerçeğin itiraf edilmesi herkesce kabullenilebilen bir hadise değildir. Sonuçta kapitalist sistemin doğasından kaynaklanan kriz olgusu, söz konusu sistemin kapatılması ile çözülebilmektedir. Asıl burada muhim olan nokta sistemden ziyade insan olgusunun tüm sistemleri aşındırması ve tahrip etmesidir.

Yazımızı toparlamak gerekirse, “Finansal krizler önlenebilir mi?” sorusu ile aslında; finansal krizlere sebep olan semptomların ortadan kaldırılması sayesinde finansal krizlerin önlenebileceği, hatta sistem doğru kurgulandığında ve uygulayacılar tarafından da doğru uygulandığında kriz nedenlerinin ortadan kalkacağı açıklanmak istenmiştir. Dünya üzerinde hemen hemen tamamıyla birbirine entegre piyasalar üzerinde gerçekleşen işlem ve uygulamaların disipline edilmesi, tüm katılımcıların belli kaide ve çerçeveler içerisinde hareket etmesinin sağlanması yoluyla veya her zaman gerçekleştiği şekilde yaratıcı yıkımlar sayesinde bu düzeltme soraki bir şekilde sağlanacaktır. İster ismini finansal kriz ya da başka birşey olarak ifade edin aslında yaşanan insan doğasından kaynaklanmaktadır.